|
İŞE GÜCE BAKMIYOR
Beş gün talebeydik iki gün işçi.
Bahçede bahçivan, tarlada çiftçi.
Perişanlık diz boyu canımın içi.
Evlat eve, işe güce bakmıyor.
Erinenler işe gitmez yazıldı.
Oğlu kızı ailesinden yozuldu.
Örf adet kalkınca düzen bozuldu.
Büyük küçük sallamıyor takmıyor.
Ekin biçer iken ırgat tutardık.
İki üç ay tarlalarda yatardık.
Orağı tırpanı yığına atardık.
Şimdikiler öyle işten çakmıyor.
Bağımlıydık topraklara pınara.
Duvarın yıkılmış kimler unara. I
Doldur boşalt, topla yığı kenara.
Şimdi düzen başkalaştı kokmuyor.
Topraksız Alkan'ım söylemem gerek.
Ana baba kazancından yiyerek.
Vurdum duymaz neme lazım diyerek.
Yatar uyur hiç vaktinde kalkmıyor.
BANA BİR DOST OL YETER
Anan baban hep nur içinde yatsın.
Allah kara kaşlı yâr nasip etsin.
Seni daim eller üstünde tutsun.
Onun için bana bir dost ol yeter.
Tanrım tuttuğunu altın eylesin.
İşn gücün daim senin rast gelsin.
Ömür boyu ellerin dert görmesin.
Bunun için bana bir dost ol yeter.
Allah sana zarar ziyan vermesin.
Ellerin döşünde asla durmasın.
Sıcak su dan soğuk su ya girmesin.
Onun için bana bir dost ol yeter.
Sayenizde hacca gidip gelinsin.
Hizmetciler hep kapında bulunsun.
Herkes ile haşır neşir olunsun.
Tüm halkınla dost olarak kal yeter.
Topraksız Alkan'ım neşeli görsün.
Allah ne muradın var ise versin.
Tüm geçmişleriyin canına değisin.
Benim için bana bir dost ol yeter.
SU İÇMEDEN DURURDUK
Tarlaya giderdik bağa giderdik.
Hayvan otlatmaya dağa giderdik.
Nere yakın orda sulayak dedik.
Önü serbest olan yere varırdık.
Olumluydu çocukların neşesi.
Eksilmezdi orda kuşların sesi.
Ne testi var ıdı ne pet şişesi.
Üç dört saat su içmeden dururduk.
Kayadan, çalıdan, taştan atlardık.
Teker teker dağılmış malı toplardık.
Hengisi var hangisi yok saptardık.
Olanı olmıyanı da görürdük.
Sıcak yaz günleri dereler gezdik.
Mal davar güttükçe bu candan bezdik.
Çoğu zamanları su içemezdik.
Canımız sıkıldıkça mala vururduk.
Topraksız Alkan'ım vakit bulurduk.
Yanımıza sade azzık alırdık.
Bütün gün boyunca dağda kalırdık.
Dere tepe bayır yamaç yürürdük.
MEMLEKET BURNUMA KOKAR
Toprakları kuru suyu çekilmiş.
Çok yerleri hozan tek tük ekilmiş.
Ağaç bulamazsın elle dikilmiş.
Memleket yine de burnuma kokar.
Çöl misali düzlük, toprak humuslu.
O halde yerinde durmuyor uslu.
Boruklar, bitkiler, gevenler yaslı.
Bir halde başını kaldırmış bakar.
Yöre yöre saklı çakılın kumun.
Sormadık bu tarla bu dere kimin.
Ne onun tapusu, ne benim senin.
Köyün ortak malı sel ordan akar.
Topraksız Alkan'ım gördü geçirdi.
On sekiz yılını bu köye verdi.
Fakirlik, yoksulluk, açlığı gördü.
Hatırlar eskiyi bağrını yakar.
SIRA TAŞIN KAYALARI
Sıra taşın kayaları dizilmiş.
El ile yapılmış duvara benzer.
Bölünenler döş kısmına yazılmış.
Uzaktan bakınca davara benzer.
Çalılar büyümüş karışmış taşa.
Yağmur yağmadıkça muhtaçtır yaşa.
Görenler şaşıyor böyle bir işe.
Cılga yollar aynen gevere benzer.
Arasından diplerinden geçilmiş.
Belki o taşlardan bazen düşülmüş.
Çok gevenin günev kısmı eşilmiş.
Dökülmüş kırıntı zavara benzer.
Topraksız alkan'ım nedir telaşlar.
Güneş batınca bozarır taşlar.
Karanlık basınca korku da başlar.
İnsanı başından savara benzer.
DALLARINI UZATMIŞ
Söğüt dallarını bu yıl uzatmış.
Sağa sola serbest serbest urğ atmış.
Kazı köklerini toprağa katmış.
Gölgemde canlılar kalsınlar diye.
Kusbarına vardım dallar yan yatmış.
Bakım yapılmamış bahçeler batmış.
Sahibi olanlar başından atmış.
Çobanlar malını salsınlar diye.
Örenin üstüyle kavaklık akar.
Su içen dinlenir keyfine bakar.
Mal güden mecburi havutu tıkar.
Ağzına kadar dolsunlar diye.
Havutlar tamamen su ile dolar.
Çobanlar çeşmede mal davar sular.
Ağreğinde hayvan tuzunu yalar.
Tavlanmış durumda olsunlar diye.
Topraksız Alkan'ım boynunu bükmüş.
Hayat şartlarından çok çile çekmiş.
Kavaklığa bile üç söğüt dikmiş.
Buraya köylüler gelsinler diye.
BİZİM KÖY DÜR.
Neresinden neresinden.
Baksan bu köy bizim köy dür.
Çıkıp da her yöresinden.
Baksan bu köy bizim köy dür.
El malını ellemeden.
Demez allem kallem edem.
Geldik bağı bellemeden.
Görsen bu köy bizim köy dür.
Sevdası yürekler yakan.
İnsanı erkenden kalkan.
Çeşmeleri boşa akan.
İnan bu köy bizim köy dür.
Dağlarında ot çöp yolduk.
Yarı aç, yarı yok olduk.
Yetmedi komşulardan aldık.
Bilin bu köy bizim köy dür.
Topraksız Alkan'ım gördü.
Öküz koştu, döven sürdü.
İmbal dürttü, meses vurdu.
Yine bu köy bizim köy dür.
ÇIKTI ŞİMDİ
Mavi, ela, siyah derken.
Elmas gözler çıktı şimdi.
Ben ona değer biçerken.
Herkes neden bıktı şimdi.
Göze hitap eden renkler.
Yeşili, gıriyi denkler.
Bembeyaz açan çiçekler.
Yaprakları sıktı şimdi.
Kişiye özel olanlar.
Zevke hitabı bilenler.
Dosta hediye alanlar.
Barikatı yıktı şimdi.
Topraksız Alkan'ım anı.
Yaş günü, annelar günü.
Özel seçenekler hani.
Neden gençler bıktı şimdi.
BAKARIM KÖYÜM
Depeden bakarım Tatar oğluna.
Tavşan tepen ile Uluyoluna.
Sevdiğimi taktırmadın koluma.
Yine de ben sana acırım köyüm.
Kavaklar yıkılmış söğüt sökülmüş.
Manzarana baktım belin bükülmüş.
Yollarına çakıl taşlar dökülmüş.
Düz de yürünmüyor acıdım köyüm.
Bağlarında omcan yok ki budansın.
Yemek için kurtlar kuşlar dadansın.
Okur yazar gitmiş kimden tad alsın.
Şimdiki haline acıdım köyüm.
Topraksız Alkan'ım sen de hal mı yok.
Gölgesinde oturmaya dal mı yok.
Dağlarında otlatmaya mal mı yok.
Olsada dirliğine acıdım köyüm.
Kırşehir Yerel Kültürü ve
''Topraksız Alkan''
İbrahim ALKAN 1953 yılında Kırşehir'in Karıncalı köyünde doğdu. İlkokulu köyde ortaokulu şehirde bitirdi, lise tahsilini yarıda keserek, Hollanda'ya 1971 yılında işçi ailesi olarak geldi. 18 ay askerlik yaptıktan sonra, 1976 senesinde Hollanda'nın Drunen köyüne yerleşti. Futbol oynadı, yöneticilik, antrenörlük yaptı. Kültür derneklerinde görev aldı. Dernekler'de müzik folklor faaliyetlerini yönetti. Şiirlerinde Kırşehir yöresi telffuzu kullanarak, düz ve devrik cümlelerle kulağa hoş gelen türküler, koşmalar ağıtlar yazdı. Örf ve adetini sürdüren saygı, sevgi ve dostluga önem veren, Vatanını, milletini, bayrağını seven bir Cumhuriyet çocuğudur. Vatan hasretini dile getiren, gurbetin sorunlarını yaşayan, herkesin acılarını anlatan şair, şiirlerini yanık türkü ve uzun hava formunda yazarak dertlerini dile getirmiştir. Türkülerde ki de'ler da'lar ve de kısa kullanılan kelimeler notayı ve ahengi bozmamak için bilinçli yazılmıştır.
Yıllardır memleketinden ayrı bu şair,
memleketinin telaffuzu olan Kırşehir ağızıyla bize vatanı, gurbeti, sılayı yazmış. Zamanla yitirilen değerleri değişen fiziki şartları işlemiş şiirlerinde. O niye şiir yazdığını anlatamaz size ama şu gözel dörtlükte şiir macerasını açıklar.
,,Aşkın tarlasına madımak ektim.
Getirdim kanıyla harmana döktüm.
Gönül yaylasına bilezik çektim.
Sesim yankılanır gelir kendime ,,
Topraksız Alkan yurdunda yaşayan bir çok
ozandan daha bağlıdır memleketine, çalıştığı
gurbette çoluk çocuğuyla mutlu bir hayat
sürerken çocukluğunun geçtiği yerlerdeki
bozulmaya uzaktan şahitlik eder.
Gezdiği gördüğü yerlerden etkilenir, olaylardan ibret alır. İnsanları uyarırken hepsine milliyet ayırmadan baba şefkati duyar. Avrupa izlenimlerini ve Kırşehir anılarını aynı şiirlerde içiçe başarıyla işler.
Uzaklarda çalışırken gönlünde hep köyünün
özlemi vardır.
Elim boşalsa da köyüme gitsem.
Dağlarında yine at, öküz gütsem.
Kınalı Kekliğin taklidin etsem.
Ötüşüme cevap gelir uzaktan.
Fakat köylerde eski canlılığın bereketin
izi yoktur.
Yaylamıza bakar iydeli dağı.
Yeniyapan, Terzi Ali ortağı.
Yamaçlarda olan tarlayı bağı.
Eken yoktur tanınmıyor bozlaktan,,
Eski sevdalılara rastlanmaz:
Ocağın üstüne koyardı sacı.
Domates böreği gönül ilâcı.
Tarhana pişiese naneli acı.
Kınalı ellere yakışır derdim,
Topraksız Alkan memleketinin her ozanı gibi
güzele tutkundur, güzeli sever ve şiirlerin de
onlarada selam gönderir.
Sırma saçlım zaten düşünür bizi.
Tarladan dönerken bakışır derdim.
Taşların üstüne dökünce tuzu.
Koyunlar kuzular akışır derdim,,
İzine gelmek için yaz tatilini iple çeker.
Burnunda buram buram tüten hasret
kokusuyla özlediği köyünü;
Kekliğin azalmış, bulunmaz turaç.
Yokluğun üzüntü koyarmış köyüm.
Bir yanın meşelik bir yanın kıraç.
Arkasını dağa dayarmış köyüm,,
Orta çeşmen şırıl şırıl aktıkça.
Gövnük gövnük hasretliğin yaktıkça.
Her sene izinde sana baktıkça.
Topraksız Alkan'ım doyarmış köyüm.
diye anar.
Her istediğinde gidip göremediği
memleketi için;
Kekliğin mekânı dağda olmalı.
Felek yüzümüze niye gülmedi.
Gözü yolda ise niçin gelmedi.
Gurbet ili sıla tuttum gidemem. ,,
diye de ekler.
Yok olan kültürel değerlerden eski Kırşehir
yemeklerini bir dörtlüğünde şöyle işler.
Bitik pekmez, kabaklıyla balbaşı.
Dolma, köfte, plav, tarhana aşı. Çölmekte keşkahla bir arabaşı.
Vardı ama şimdi hepsi yok oldu.,,
Kırşehir ve çevresindeki türbelerde
yatan ulu kişileri de şiirlerine konu alan
şair Ahi Evran, Aşık paşa, kaya şeyh ve
Hacı Bektaş'ı şiirlerinde sitayişle anar.
Ahi Evran için:
Yalandan uzak durmussun.
Daim doğru yol görmüssün.
Kurbaları susturmussun.
Dediler ben sana geldim.
Topraksız Alkan'ım hatır.
Sayan bir zat al da götür.
Senin için oldu yatır.
Ondan ben türbene geldim,''der.
Seni sayıkladım şiirinde:
Kuşlarla şarkı söylediğin gün.
Seni sayıkladım seni düşündüm.
Gözlerime uyku girmedi üç gün.
Seni sayıkladım seni düşündüm.
Topraksız Alkan'ım haberi saldım.
Sevindim, üzüldüm, düşündüm daldım.
Gerçekler karşısında çaresiz kaldım.
Seni sayıkladım seni düşündüm.
Lirik bir halk şairi edası vardır.
Memleketin yaylalarında ıssızlığı işleyen
şu dörtlüklerinde de çağdaş bir Bayburtlu
Zihni tavrı görülür.
Deresine indim bakındım arga.
Kuzuyu çobana katmıyan gitmiş.
Ötmüyor kuşları görünmez karga.
Alçaktan yüksekten atlayan gitmiş.
Issız yaylalarda kim duyar yeli.
Bülbülü ötmüyor suskundur dili.
Açılmış çiçekler dökülmüş gülü.
Zamanlı zamansız çatlayan gitmiş.,,
Memleketin güzellerine özlemini
Kürk yaptırdım sana aşkın gönünden.
Seher ile saldım kıble yönünden.
Ipıl ıpıl gözlerimin önünden.
Yâr hayâlin geldi geçti bilesin. ,,
dört lüğünde dile getirir.
Son olarak şairin dileğine katılıyor:
Gönülden dillere eyledim hitap.
Alında okuyun beni dostlarım.
Aradım, derledim, yaptırdım kitap.
Bulun da okuyun beni dostlarım ,,
çağrısının karşılık bulacağına inanıyoruz.
İsmail Özkasap
|